gop gaziosmanpaşa ak parti chp iyi parti mhp
DOLAR
13,6861
EURO
15,4488
ALTIN
783,54
BIST
1.955
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Sağanak Yağışlı
17°C
İstanbul
17°C
Sağanak Yağışlı
Çarşamba Sağanak Yağışlı
13°C
Perşembe Çok Bulutlu
15°C
Cuma Sağanak Yağışlı
17°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
17°C

İbrahim Neşeli

1975 Razgrad (Bulgaristan) doğumludur. İlk ve orta öğrenimini Gaziosmanpaşa'da tamamladıktan sonra İtalya'ya yerleşmiş ve uzun süre orada yaşamıştır. 2009 yılında Türkiye’ye dönerek uluslararası lojistik sektörüne girmiştir. Halen uluslararası lojistik alanında çalışıyor olup Avrupa ülkelerine seyahat etmektedir. İtalyanca, İngilizce ve Bulgarca bilen Neşeli, Gaziosmanpaşa Karlıtepe Mahallesi’nde ikamet etmektedir.

İngiltere’den ülkeme baktım

24.10.2021
0
A+
A-

Bir önceki yazımda sadece Türk vatandaşıydım. Fakat bu sefer size çifte vatandaş olarak yazıyorum. Bu bilgiyi niye mi en başta verdim, bundan sonra ki yazacağım ülkeler vize sorunum ortadan kalktığı için değişiklik gösterecek.

Bu yolculuğum İngiltere’ye. İngiltere de Almanya gibi biz Türklerin çok sık gidip yerleştiği ülkelerden biri. İngiltere diğer Avrupa ülkelerine göre ırkçılığın daha az gözlendiği bir ülke. Ayrıca İngiltere, Almanya’dan sonra Türkler tarafından en çok göç alan ülkeler arasında ikinci sırada. Bunun böyle olmasının en başta gelen sebebi kaliteli ve ücretsiz eğitimin olması. Ve 6 yıl gibi bir süre içinde İngiltere vatandaşlığı alabiliyor olmanız. Bunun yanında ekonomik özgürlüklerin yüksek olması ülkemiz insanları içinde oldukça cazip geliyor.

Şimdi diyorsunuz ki; ‘Bu adam niye başka ülkeleri bu kadar methediyor?’ Aslında methetmek değil de benim anlatmak istediğim; yazımın ilerleyen satırlarında da göreceğiniz gibi ‘biz Türkler neden gittiğimiz ülkeye yapbozun eksik parçasıymışız gibi monte oluyoruz da aynı medeniyeti kendi ülkemizde oluşturmak için çaba harcamıyoruz?’ Benim şaşkınlığım ve dile getirişim bundan.

Evet, İngiltere’ye dönecek olursak, İngiltere’de yaşamak ve çalışmak için neler yapılmalı, bunun için birçok vize çeşidi vardı, mesela en çok tercih edileninden bahsedeyim; hiç duydunuz mu bilmiyorum ama özel bir anlaşma olan Ankara Anlaşması vizesi. Bu anlaşma ile Türkler kendi işlerini kurmak için aileleriyle buraya yerleşebiliyorlardı ancak İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılmasıyla anlaşma geçerliliğini yitirdi, şu an insanların en çok tercih ettiği yöntem İngiltere’nin kurumsal firmalarında iş bulup çalışma vizesi almak. Eee tüm şartları karşıladın ve gittin, ya sonrası? Nasıl bir kapı açılıyor? Kimse bizleri hava alanında düşünüldüğü gibi elinde çiçeklerle beklemiyor! Aslında seni neyin beklediğini karşıdan karşıya geçerken bile anlayabiliyorsun. Bizim alışık olmadığımız yaşam tarzları gibi trafikleri de bizden çok farklı olarak sağdan işliyor.

Bugün ekonomi ve eğitim alanında geri kalmış pek çok ülkedeki gibi bizler de yaşam şartlarının zor olması sebebiyle git gide mutsuz ve agresif bir hal alıyor ve işimize değil de kavga etmeye gider gibi evden çıkıyoruz. Ama İngiltere öylemi, herkes mutluluk hapı içmiş gibi sokaklarda. Neden olmasınlar ki, adamların parası altın değerinde, alım güçleri yüksek! Öyle sanıyorum ki bundan dolayı yolda her karşılaştığım insan tanıyormuşçasına selam veriyor, gülümsüyor, hatta hal hatır soruyorlar. Trafikleri her ne kadar bize ters gelse de karşıdan karşıya geçecek birini fark ettikleri anda bizdeki trafik ağaları gibi hızlanmıyor, tam tersine hızını düşürüyor ve yavaşlıyor. Yani insanlar bir birine değer veriyor ve saygı duyuyor. Mesela iki araba dar bir yolda karşı karşıya kaldığında birbirlerine el kol hareketi, kaş göz yaparak ben önce geçeceğimi ima etmek yerine ‘lütfen siz geçin’ diyor kısacası. Medeniyet bulaşıcı, oraya dışardan gitmiş olsanız bile bir süre sonra bu davranış şekli sizin içinde rutin bir hal alıyor ve maganda olmak yerine insan olmayı tercih eder hale gelmiş oluyorsunuz. Dipnot, elbette her memleketin ‘magandası’ var, ancak ben burada genel tabloyu aktarıyorum.

‘Yol Verme’ konusuna ülkemiz açısından baktığımızda konu başlığı bir anda ‘Yol Vermeme’ konusu olarak isim değişikliğine gidiyor. Çünkü ülkemiz bu konuda ‘şiddeti’ beraberinde getiren örneklerle dolu. Hele ki ilçemiz Gaziosmanpaşa’da bu sorundan muzdarip olmayan  yok denecek kadar azdır. Bir gün ‘lütfen siz geçin’ diyen insanlarla trafiği paylaşmak dileğiyle…

Daha öncede söylediğim gibi; Türkiye’den göçlerin bir çoğunluğu iyi bir eğitim alabilmek nedeniyle yapılıyor. Türkiye’ de de elbette iyi bir eğitim alabilirsiniz. Fakat büyük bir çoğunluğu özel okullarda veriliyor. Dolayısıyla halkın büyük çoğunluğu yararlanamıyor. Ayrıca ülkemizdeki sınav sistemi sürekli değişiklik gösterdiği için insanlar özel okullara çuvalla para vermesine rağmen gelecek adına endişe duymaya devam ediyor. İngiltere’de ise eğitim üniversiteye kadar ücretsiz ve eşit şartlara sahipler. Oradaki bir öğrenci devlet okullarında bile (bizdeki koşullara sahip olmalarına rağmen) dünyada sayılı üniversiteler arasında olan Oxford’ ta okuyup hayata 10-0 önde başlayabilir. Ülkemizde ise kulaklarımıza magazinsel bir çalışmayla çınlatılmış “Urfa’da Oxford vardı da biz mi okumadık?” sözü geliyor akıllara. Bunun yerine Oxford’tan önce Harran’ın hakkını verecekleri arıyor aklıselim düşünceler.

Evet, bu kadar okudular, peki nasıl çalışıyorlar? İngiltere’de herkes makul çalışma saatlerine sahip. Haftada 37 saat çalışıyorlar, hiçbir çalışana fazla mesai yapması için baskı kurulmuyor! İnsanlar geri kalan zamanlarının sosyalleşme için planlamasını yapmak gibi çok büyük bir lükse sahipler.

Türkiye hem coğrafi hem kültürel olarak doğu ve batı arasında sıkışmış durumda. Ne tam batılılaşabiliyor, ne de doğunun kültürüne tam sahip oluyoruz! Söz gelimi batıdaki bir aileye gayet normal gelen bir davranış, doğuda çok tuhaf karşılanabiliyor. Ya da tam tersi oluyor. İngiltere’de ise bütün yurttaşlar aynı kafa yapısına sahipler, tabi canlarını sıkan hiç mi bir şey yok? Elbette var. Tek barışık olmadıkları şey; iklim şartları. İngilizler, bizler gibi pırıl pırıl bir güneşe uyanamıyor, onlar da yaz kış kasvetli, kapalı bir hava var. Halbuki literatürde ‘Güneşin batmadığı ülke’ olarak anılırlar. Gerçek ise tam tersi… Fakat kasvetli havaya sahip bir ülke olmalarına rağmen oldukça kibarlar. Ancak bu öğretilmiş bir kibarlık, bunu belli etmemeye çalışsalar bile kendilerini diğer ülke vatandaşlarından üstün görüyorlar. Ve bu durumu bazı anlarda suratınıza çarpmaktan hiç çekinmiyorlar. Sizi gelmiş olduğunuz ülkenin coğrafyasına göre sınıflandırıyorlar. Evet, ırkçılık yapmak yasak ama örneğin; Ortadoğu ve Afrika’dan gelmişseniz sizi alt sınıf olarak görüyorlar. Yani biz Suriyeliler’e ve Afganlar’a nasıl bakıyorsak onlar da bize öyle bakıyorlar. Mesela çok iyi İngilizce bilmiyorsanız ve yeterince akıcı değilse iş ararken büyük problemler yaşıyorsunuz. Çünkü İngilizler, görünümleri ve yaşam tarzları kadar dillerini de çok önemsiyorlar. “Are you cola, Are you disco” tarzı bir İngilizceyi kabul etmiyorlar.

İngiltere’de sağlık sistemi de çok değişik işliyor. Hastalandığınızda bir uzman doktorla görüşmek için öncelikle aile hekiminizi ciddi olarak ikna etmeniz gerekiyor. Hadi ikna ettiniz diyelim, randevu tarihiniz gelene kadar iş işten geçmiş oluyor ve kendi çabanızla iyileşmeye çalışıyorsunuz.

Biraz yapısal, biraz da kültürel problemleri veya tuhaf bakış açıları olsa da anlatımlarıma istinaden net bir şekilde anladığınız üzere İngilitere güzel, yani birçok konu da ideal. Peki, İngiltere güzel olmasına güzel ama orada yaşamak için, dostlarımızdan ve sevdiklerimizden ayrı düşmemize, çocuklarımızın Türk kültüründen uzaklaşıp asimile olmasına değer mi?

Şöyle ki; İngiliz kültürüyle yoğrulmuş bir çocuk belki de 23 Nisan,19 Mayıs, 30 Ağustos gibi milli değerlerimize karşı heyecan duymayabilir. Bunun yanında 31 Ekim Cadılar Bayramında heyecandan deliye dönebilir. Ne kadar şikayet etsek de ait olduğumuz ülke Türkiye, hamurumuzda Türk Kültürü var, medeni hayatlar yaşamak için başka ülkeye gitmeye gerek var mı? Bunu bizler niye yapamayalım? Mesela buna dilimize sahip çıkarak başlayabiliriz.

Avrupa ülkelerinin hiç birinde işyeri tabelasını yabancı dilde göremezsiniz. Ama bizler öyle mi, ülkemize şikayet ettiğimiz Suriyeliler gelmeye başladığı andan itibaren en ufak berber dükkanında bile Arapça ‘saç kesilir’ yazmaya başladık. Yani bizler kendi vatanımızda asimile olma hevesine girdik. Her ne kadar yetkililer bize birlikte yaşamayı diretse de, bizler dilimizden ve yaşamımızdan ödün vermemeliyiz. Unutmamak lazım ki; değerlerimize biz sahip çıkmazsak başkası hiç çıkmaz!

Bir İngiliz’den daha iyi yaşamak bizim elimizde. Sadece farkında olmalı ve harekete geçmeliyiz. Kim bilir belki tüm bunları gelecek nesil başarır…

ETİKETLER: , ,
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.