gop gaziosmanpaşa ak parti chp iyi parti mhp
DOLAR
8,5429
EURO
10,3589
ALTIN
509,42
BIST
1.441
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Gök Gürültülü
23°C
İstanbul
23°C
Gök Gürültülü
Perşembe Gök Gürültülü
25°C
Cuma Gök Gürültülü
26°C
Cumartesi Gök Gürültülü
27°C
Pazar Gök Gürültülü
26°C

Hakan Eroğlu

1975’te İstanbul’da doğdu. Aslen Trabzonlu olup, ilkokulu Küçükköy Fevzi Çakmak İlkokulu’nda ve orta öğrenimi Vefa Poyraz Lisesi’nde tamamladı. Çeşitli sektörlerde ticaretle uğraşmış olup halen serbest olarak çalışmaktadır. Hayatını doğup büyüdüğü Fevzi Çakmak Mahallesi’nde sürdürmektedir.

Pandemi bir fakülte Maneviyat bir bölüm

17.05.2021
0
A+
A-

Ramazan ve Bayram geldi geçti. Günler sanki eskilerin deyimiyle; ‘koşuyor’. İkinci pandemili ramazan ve bayramı geride bıraktık.

Pandemi başladığında sanırım hiç birimizin hesabında bu Ramazan’a da hastalıkla gireriz diye bir şey yoktu. Hep ‘bu yaz son bulur’ umutlarıyla yaşadık. Ama maalesef hesabımız tutmadı, koşullar bize hayatımızda bazı değişikliklere alışmamızı öğretti.

Ramazan’da birbirimizi iftara çağırmak için gün alırdık. İftar randevularını hesap ederdik. İftardan sonra sahura kadar çay bahçelerinde, kafelerde çay ve kahveyle sohbetlerimiz devam ederdi. Şimdi ise sofralarımız misafirsiz kaldı, soluktu. Öyle bir Ramazan geçirdik ki var mı, yok mu belli bile olmadı.

Yaşadıklarımız sanki bir rüya, ‘bir an önce rüyamızdan uyanmak’ istiyor gibiyiz. Bir gerçek var ki; hayatımızı sadece pandemiye göre ‘ister istemez’ adapte etmeye başladık bile. Yüzümüzde takılı maskelerimiz, çok bunaldığımızda ya kolumuzda ya da cebimizde. Dostlarımızla olan tokalaşmamız artık yok, onun yerine ya yumruk tokuşturuyoruz ya da dirsek. Birbirimizi kucaklamayı özledik. Ancak bunu yürekten istesek dahi istem dışı yapmaya çekiniyoruz artık.

Hastalık bizden dostlarımızı aldı. Hatta onlara bu süreçte hiç faydamız olamayacağını bile gösterdi. Ne dostlarımız hastane köşelerinde ne sıkıntılar çektiler. Ve biz yanlarına gidip bir ihtiyaç sormak bir kenara, bir geçmiş olsun bile diyemedik. Hatta ve hatta evlerine dönenlere geçmiş olsun ziyaretine gidemedik. Bizim dostluğumuz bu değildi; biz böyle insanlar değildik. Biz dostlarımızın cenazesinde, düğününde, hastalığında, sıkıntılı günlerinde yanlarında olurduk. Ne kadar düşündürücü bir durum, ne oldu bize böyle! Bu hastalık bizi daha ölmeden birbirimizden koparmaya başladı…

7 sene süren hastalık…

Küçük çocukken hep düşünürdüm; “Dedemler bu dağ köylerine neden yerleşmişler?” diye. Çok garibime giderdi. Bir anlam veremezdim. Ama yine de kimseye sormaya cesaret edemezdim. Bu düşünce aklımın bir köşesini meşgul ederdi. Ne zaman ki annem bir hastalık dönemini anlattı o zaman anladım. Annemle bir gün sohbet ederken, eski zamanları anlatıverdi, taun hastalığından bahsetti. Hastalık çıkmış, yaklaşık yedi sene sürmüş. O zaman insanlar şehirlerden kaçmaya yüksek yerlere yerleşmeye başlamışlar. Anladım ki rahmetli dedemlerin sıkıntısı da buydu. Yoksa yüksek yerlerde yaşam o kadar zor ki, ne yetiştirecek bir meyve ne de sağlıklı bir bitki bulunabiliyor. Sadece ve sadece arpa yetiştirebiliyorlar. Hayvancılıkla hayatlarını idame ettiriyorlar. Kışlar öyle uzun sürer ki, dağ köylerinde karın kalkması haziran, temmuz aylarını bulduğu söylenir. Hayvan ahırları evlerin altlarında olur. Eğer yazdan erzağınız eksikse vay halinize…

Nitekim bir senesi öyle olmuş sanırım; annem gözleri dolarak anlatır: “Babam bir sabah beni uyandırdı, kalk kızım unumuz kalmamış, beraber ilçeye gidip un alacağız. Üzerimi güzelce giyindim, dışarıda bazı yerlerde adam boyu kar vardı. Karı yara yara gitmeye başladık, babam önden ben arkadan. İkindi namazına yakındı, bir köye vardık. Babamın bir arkadaşıydı, bizi içeriye aldılar, üzerimizi kuruttular. Öğlen namazlarımızı kıldık, bir şeyler yemeden babam beni orada bırakıp gitti. Saat geç olmadan yetişmek istedi sanırım. Yatsı vakti olmuştu, geldi. Sırtında bir çuval un vardı. O geceyi babamın arkadaşının evinde geçirdik. Teyzede bize bir yer yatağı serdi; ‘kızım sen babanın ayak ucundan yatarsın.’ dedi. Nerede öyle yatak, yorgan şimdiki gibi. Allah onlardan razı olsun. Yerleri cennet olsun. Sabah ezanla birlikte kalktık, namazlarımızı kılıp köyün yolunu tuttuk. Ah be oğlum biz ne sıkıntılar çektik…”

Anladım ki; kimse boşuna dağ köylerinde yaşamıyor, kimse rahat yaşamak varken zoru seçmiyor. Bazen olasılıklar insanı öyle bir yere getiriyor ki; bunları anlayabilmek için sadece onların yaşadıklarından azda olsa tatmak gerekiyor.

Evet çok yorulduk. Hem de hepimiz, çalışanından çalışmayanına, yaşlısından gencine, siyasetçisinden akademisyenine, öğretmeninden öğrencisine, sağlıkçısından emekçisine, polisinden belediye çalışanına kadar. İnsanlar olarak çok yorulduk. Bu hastalık bizi hem bedenen hem de manevi olarak çok yordu… Özledik dostlarımızla çaylı kahveli sohbetleri, birbirimizin acısına ortak olmayı, mutluluklarında gülmeyi, en önemlisi doya doya dostlarımıza sarılmayı özledik.

‘Dersini iyi alanlar’

Pandemi bize; ‘bizim çok güzel şeylere sahip olduğumuzu ve bunların değerini bilemediğimizi’ öğretti. Ne kadar basit şeyler için birbirimizi kırdığımızı, zamanımızı kırmayla değil, birbirimize sarılmayla geçirmemiz gerektiğini… Sonuçta hayat devam ediyor. Dünyayı kırıp geçiren salgınlar olmaya devam edecek. Artık biz dersimizi alanlardan olalım. Nitekim tabiri caizse; pandemi bir fakülte, maneviyatta bir bölüm oluverdi. Bu okuldan ‘dersini iyi alanlar’ geleceği çok güzel şekillendirecek.

ETİKETLER: , ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.