gop gaziosmanpaşa ak parti chp iyi parti mhp zafer partisi deva partisi gelecek partisi saadet
DOLAR
18,6336
EURO
19,4066
ALTIN
1.051,84
BIST
4.874,34
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
°C
İstanbul
°C
°C
°C
°C
°C

Fatma Kaya

1997 yılında İstanbul'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Gaziosmanpaşa'da tamamladı. 2020 yılında Giresun Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümünden mezun oldu.  İş yaşamında, muhabirlik görevlerinde bulunarak ulusal ve yerel basın tecrübesi kazandı. Muhabirlik ve kurumsal iletişim çalışmalarına devam eden Fatma Kaya, Yeni Mahalle'de ikamet ediyor.

Siz Hiç Diplomanızdan Utandınız Mı?

10.11.2022
0
A+
A-

Ben okuduğum için, diplomam olduğu için çok utanıyorum.

Neden sorusu geliyor insanın aklına bir anda her şeyi unutup. “Neden bir insan okuduğu için utanır ki” diye soruyorsunuz değil mi? Aslında zor değil, biraz düşününce cevabı sizler de bulabilirsiniz.

Okumak bu kadar değersizleştirilmemeli, bu ülkede milyonlarca genç geleceğini bir sınava bağladığı için geleceklerinden oldu. Sırf birinin yeğeni, birinin tanıdığı, eşi, dostu olamadıklarından. Biz emeğe değil tanınırlığa bakıyoruz. Sonra birileri öyle ya da böyle bir yerlere geliyor. Nasıl geldikleri, kim oldukları, hangi bölümden mezun oldukları pek de  önemli değil. Yeter ki sağlam tanıdıkları olsun.  Zaten sonrası kolay, bulundukları pozisyonda bir şekilde o işi temel anlamda öğreniyorlar ama o işi öğrenmek mi sadece tüm mesele? Sizce önemli olan o işte etkin bir şekilde çalışmak ve  üretmek değil midir?

***

O konuda  hiçbir fikri olmayan insanlar oy kullanıp sizi etkileyecek konularda kararlar verdiler!

Geçenlerde katıldığım bir meclis toplantısından bahsetmek isterim size. Gittiğim toplantı, ilçe sorunlarının konuşulduğu ve akabinde yapılan bir bütçe toplantısıydı. Ama hem okunan hukuki terimlerden, hem sarfedilen söylemlerden, hem de konuşulan bütçeden bihaber olduğunu düşündüğüm insanlar; oturdukları yerden, ellerinde telefonları sosyal medyada zaman geçirirken, kimileri ise şekerleme yaparak maddelerin kabul edilip edilmesinde neye evet neye hayır dediklerini bilmeden oy kullandılar. Tabii ki hepsi değil; akılcı sorular soran ve doğru yanıtlar verenler de vardı ama sayıları azdı. İşte hayat tüm gerçeklerini bu toplantıda bile yüzüme çarptı. İlçenizin kararları alınırken o konuda  hiçbir fikri olmayan insanlar oy kullanıp sizi etkileyecek konularda kararlar verdiler.

İşte torpil denen illet bu kadar tehlikeli bir şey! “Neden okuduk biz?”  sorusu geliyor akıllara… Yeterlilik, bilgi sınavları yerine “ne kadar tanıdığın var sınavı” yapılsın o zaman! Ne gençlerin hayalleri ile oynansın, ne de gençler çıkmaza sürüklensin…

Siz hiç, yakınınızdaki birini sınavdan istediği notu aldığı halde ondan düşük almış birinin atandığını görünce intihar ettiğine şahit oldunuz mu?

O yüzden kendinize şu soruyu  sorun, “Oturduğum bu koltukta hakkımla mı oturuyorum? Yoksa siz o oturduğunuz koltuğa birilerini eze eze mi geldiniz? Ya da o koltukta kimlerin gözyaşları, emekleri hayalleri var? İşte o koltuklara gökten inenler o konumun değerini hiç bilemeyecek ve hakkını veremeyecekler. Emek vermeden ulaşılan şeyler kolaylıkla yok sayılır.

İşte ben bu yüzden okuduğum için utanıyorum. Torpile karşı olduğum, iş bulamadığım için boynumu büktüğüm insanların aslında hiç bir vasfı olmayan, dünyadan bihaber insanlar olduklarını görünce daha çok utanıyorum.

“Eee okudun ne oldu?” lafını duyan milyonlarca insan var dışarıda. Hiç onlara dokunmayı, seslerini duymayı denediniz mi?  Gerçi dokunsanız anlar mıydınız onları ya da duyduklarınız karşısında neler yapardınız bilemiyorum.

Haberleri açıp izlediğim zaman hangi kanal olduğu fark etmeksizin söylüyorum bunu; işsizlik ile ilgili bir sürü haber var. İşsizlik ve bunun yanında gençliğin geldiği o çıkmazdan bahsediyorlar. Bahseden kişilerin ise yarısından fazlasının torpille bir yere gelmiş insanlardan oluşması, durumu daha da ironik bir hale getiriyor.

Eskiden, üniversite bitiren insanlara iş bulamasa bile bilgisinden dolayı bir hürmet vardı. Bir ortama girdiklerinde saygı görürlerdi. Hele ki öğretmenlere olan saygı.. Yaşça onlardan büyük olan insanlar dahi, öğretmenleri görünce ayağa kalkardı. Geçenlerde bir öğretmen arkadaşım özel ders verdiği çocuğun ailesinden ücretini almaya gittiğinde, “Ne öğretiyor ki? Bu kadar yeter ona.” denilerek saygısızca hor görülmüş. Biz değil miyiz Müslüman olan? Hani, nerede kaldı Müslümanlık? “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” sözünden sonra geldiğimiz son durum, “Ne öğretiyorlar ki sanki?”.

Çünkü artık okumak zaman kaybı olarak görülüyor, okuyanlara alaycı gözlerle bakıyorlar. Çünkü sana saygı duymak için bilgine değil aldığın maaşa bakıyorlar. Böylece sana ne kadar saygı duyacaklarını hesaplıyorlar. Onların gözündeki yerin ve konumun bu şekilde belirleniyor.

Çılgınca üniversiteler açılıyor. İçine, dünyadan bilgiden bihaber çocuklar yerleştiriyoruz. Paran varsa artık üniversite diploman oluyor. Tıpkı tanıdığın varsa işinin olması gibi.

***

Bir kişiye dahi olsa dokunabildiğim, sizin sesiniz olduğum için çok mutluyum.

Şimdi size biraz kulağıma gelenlerden ve duyduğum şeylerden bahsedeceğim. Ben yerel basında çalışan bir gazeteciyim. Bundan 2 yıl önce mezun olmuş milyonlarca gençten biriydim. “Eee gazeteci olunca ne olacaksın?”, “Sen hapse mi girmek istiyorsun?”, “Eee okudun ne oldu, iş bulamadın dimi hala?”, “Ya sen bir dili hallet de biz sana iş ayarlarız.” gibi nice sözler duymuş biriyim… Şu an yerel basında çalışıyorum, “Ya inşallah ulusal basına geçersin, bizim tanıdığın kızı şu ulusal kanala girmiş, eee ne kadar kazanıyorsun, ya mikrofonun çok eski değil mi?” gibi nice şey duyuyorum. Ben buraya gelene kadar çok emek verdim. Şu an bulunduğum konuma gökten de inmedim. Kimsenin üstüne de basıp gelmedim. Kimsenin hakkını da yemedim. Bir şeylerin değerini bilerek, emek vererek, ince ince işleyerek de devam ediyorum. Ve mutluyum; çünkü kafamı yastığa koyduğumda hakkımla, emeğimle bir yere geldiğim için, kimseye gebe kalmadığım için mutluyum. Şu an bir şeyler yazıp bunları az da olsa sizlere ulaştırabildiğim için, bir kişiye dahi olsa dokunabildiğim, sizin sesiniz olduğum için çok mutluyum.

Herkesin emeklerinin karşılığını aldığı, kimseye ihtiyaç duymadan bir şeyler başardığı bir dünyaya uyanmak dileğiyle sevgili okurlarım.

VE UNUTMAYIN SİZ YETERSİZ DEĞİLSİNİZ, DÜNYA ÇOK EKSİK.

ETİKETLER: ,
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.